13 Ocak 2015 Salı

Çiçeği görün, çiçeği bilin, çiçeği anlayın. Gerçekten yaşayın.


Yaşam Çiçeği
Bir Çiçek ki ondan bütün meyveler çıkmış, bir Zeka ki ondan bütün varoluşun kendisi, yaşam fışkırmış. Bu yazıyı gören gözler, okuyan zihin ve idrak eden bilinç aslında kudretli bir mimarın kusursuz hayal gücü imiş. Öyle basit ama öyle karmaşık bir şablonda dönmekteymiş ki herşey, yaratıcısından ayrı düşmüş bilinçler o bilgiden korkmuş. Varoluştaki o paradoksal sır; bilmeye, anlamaya çalışmayanı savurmuş da savurmuş. Ama zaman dönmüş dönmüş ve öyle bir noktaya gelmiş ki cehaletin karanlığı şaşkın düşmüş. Çünkü o karanlığın içine kristalimsi ışık hatları dolmaya başlamış, o sümüksü karmaşayı sanki belli bir noktaya ulaştığında çatlatacakmışçasına sevgi-bilgi ve güç yaymaktaymış bu ışık. Cehalet gerçekten şaşırmış da şaşırmış. Şaşırdıkça kendi üstünkörü düzeni iyice kaotikleşmeye başlamış. Sokakta huzurla iki adım atmanın zor olduğu zamanlarmış bu zamanlar.

Ama destek sonsuzmuş. Yaradılış öylesine şakacıymış ki, bütün cevapları ve anahtarı her bir ayrı düşmüş kayıp bilincin içine yerleştirmiş. Tahmin ettiğiniz gibi ayrı kalmış bilinçler burnunun dibindeki çözümü hep uzaklarda aramışlar. Fakat zaman döngüsünün bu acaip noktasında, yaşam çiçeği tekrar insan bilincine sunulmuş. Çok özel bir zaman başlamış. Çünkü ayrılık ve savaş bulutunun içinde hepsini birden şifalandırıcak kusursuz ve sonsuz bir bilgi ışığı yayılmaktaymış.

Ayrı bilinçlerin tukaka deyip itelediği, dünyayı yönetmekle suçladığı görünmeyenin bilgisi artık görünür olmuş. Ama ayrı olan zihinler onu araştırmaya pek yeltenmemiş, çünkü çoktan düşünme tembeli olmuşlar. Kendilerine sandıklarından da fazla zihinsel kölelik ızdırabı yarattıkları için bu kaçınılmaz olanmış. Zavallı bilinçler aslında şefkat dolu Anne'nin ve bilgelik dolu Baba'nın kucağında oturmayı bilinçaltlarında deriinden ister olmuşlar. Ama çoğu bireyin kendine ait ilüzyon perdesi epey kalınmış İşlerin yanlış gittiğini görebilen bazı heyecanlılar ise aşırı tepki gösterip hem kendilerine hem de o düşük seviyeli ortak bilince daha çok karmaşa tohumu ekmişler. İnsanoğlu yol yordam bilmez olmuş, kendini tanımaz olmuş. Aslını unutmuş.

Hakikat'in bilgeliğinin uyanış çağrısı, Dünya'da, bir kez daha ve bu sefer eskiden hiç olmadığı kadar zengin bir şekilde esmeye başlamış. Borusu her bireyin kalbinde öyle içten içe çalıyormuş ki o çağrıyı duyan her önyargısız ve özgürleşmek isteyen ruh ani bir bilinç sıçraması yaşıyormuş, kulaklarını tıkayanlar ise çoğunlukmuş ne yazık ki.

Frekans gittikçe yükseliyor; kristalleşen bilinçle bilinçsiz olanın arasındaki uçurum giderek artıyor; ortalıkta müthiş olaylar oluyormuş.

Bilginize arz edilir.

Çiçeği görün, çiçeği bilin, çiçeği anlayın. Gerçekten yaşayın. 



Ayrıntılardaki Şeytan: Korku ve Utanç

Korku ve utanç! Ayrıntılardaki diğer şeytanlar. Korkularımız ve utançlarımız bebekliğimizden itibaren yazılır bilinçaltımıza. Yürümeye başladığımızda düşeceğimizden korkar ebeveynlerimiz. “ ayy!” sesini duyduğumuzda içimizde kopan tufanın sebebi budur. Oysa yere yakın ve yüksek ağrı eşiğine sahip olmanın sayesinde güvenle atarız kendimizi yere. Sonra ayıplarla... ve günahlarla sarılır dört bir yanımız, korkularımıza bir de utançlar eklenir. Kendi bedenini tanıma deneyimlerimiz, ya keskin bir tokatla ya da sert ikazlarla sona erdirilir. Ergenlik çağımız tam bir faciadır. Katman, katman biner korkular ve utançlar üstümüze. Daha sonra biz bu deneyimlerimizi(!) itina ile çocuklarımıza aktarırız.


Aslında bizler, anne ve babalarımızın kendilerine empoze edilmiş ve daha sonra özenle saklanmış oldukları korkularını ve utançlarını satın alırız, hem de bedavaya. Bunların üstüne kendi korku ve utançlarımızı inşa ederiz. Yıkılmaz kaleler ardından birbirimize el sallar, gülümseriz. Bu kaleler maskelerimizdir bizim.


Korku ve utanç, kök ve sakral çakraların titreşimini bozmaktadır. Oysa kendi ışığımız bu karanlık titreşimi hazmetmek, onu aydınlatmak için var gücüyle çalışır, ömrümüz boyunca. Bunu da fark etmeyiz. Korktuğunuz başınıza gelir mesela ya da olmadık yerde utandırılırsınız. Ve öfkelenirsiniz karşınızdaki kişiye, oysa olan sadece sizin için bir yüzleşme oyunudur. Kendinizin kendinizle yüzleşmesidir bu. Siz, bu karanlıktan kaçtıkça, onun titreşimini arttırırsınız ve aynı zamanda sizin titreşiminizde onu yaratımınıza sokmak için gücünü arttırır. Bir gün burnunuzun dibinde biter, kaçamayacak duruma gelir ve yüzleşirsiniz. Hayatımızda hata olarak algıladığımız bir çok deneyim korku ve utanç tabanlıdır. Bunları yaşamamak adına kaçışlar, çırpınışlardır. Ve yüzleşmeyi reddettiğimiz sürece hatalar yeni hatalara gebedir.


Yaratımınıza soktuğunuz insanlar, sizin korkularınızla oynuyor ve sizi utandırıyorlarsa alınmayın, gücenmeyin ve kızmayın. Neden korkuyorsunuz ve neden utanıyorsunuz bunu bulun. Bu duruma onay verin, kabul edin ve kendinizi bunu yaşadığınız için affedin. Çünkü, siz kaçtıkça ya da tepki verdikçe bunun faturasını sizi taşıyan beden öder. Bağırsaklarınız, üreme organlarınız, böbrekleriniz, özellikle bel omurunuz bundan zarar görür. Çünkü onlar, kök ve sakral çakradan beslenen organlarımızdır.


Bunları deneyim alanımıza nasıl çektiğimizi biliyoruz. İçimizde ittiğimiz duygu, dışımızda bir bedene bürünüyor. Kızdığınız, alındığınız, öfkelendiğiniz kabul vermeyerek dışarı attığınız enerjidir karşınızdaki. Bu enerjiyi en uygun kişilere projekte eder, bu dengesizliği reailitemizde yaratırız. Aslında o enerji bizden sadece sevgi istemektedir, karşımızda üzgün gözlerle bakmaktadır.


Oysa yeryüzünde korkulacak, utanılacak hiçbirşey yoktur. Korktuğumuz ve utandığımız şey kendimiziz. Kendimizi tüm çıplaklığımızla kabul ettiğimizde, ne korku kalır, ne de utanç.

alıntı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder